Öne Çıkan

Sosyal Medyanın Toplumsal Kaos Gücü!

21 Mayıs 2017 / Marketing Türkiye – Dünya zor bir dönemden geçiyor, bugünlerde gazete ve online sitelerin ana başlıklarında yer alan kelimelerin başında sosyal medya terörü geliyor.

Sosyal medya ve terör kelimelerini bir araya getirmek oldukça kolay olmasa gerek; en azından dün için bu terimlerin yan yana getirelemeyeceğini rahatlıkla söyleyebilirdik ama bugün için işler oldukça farklı. Sosyal medya ve terör kelimeleri bir arada kullanılıyor. En büyük tehlike, terör saldırıları vb. kaos oluşturucu gönderilerin sosyal medya kanalları üzerinden yayınladığı zaman, kullanıcıların doğru ya da yanlış onlarca bilgiyi sorgulamadan paylaşıyor olması ve bazı durumlarda da bu bilgilerin yanlış kişilerin elinde kendi çıkarları için kulanılabiliyor olması. Ancak özgürce içerik paylaşmak isteyen ya da en doğru bilgiyi farklı kaynaklardan almak isteyen kullanıcıları nasıl değerlendirmeliyiz? sorusu da bir yandan akılları kurcalıyor. Buradaki tartışma televizyon kanallarına getirilen anlık yayın yasakları değil aslında. Sosyal medya ve internetin karakter yapısı televizyon, gazete ve radyodan oldukça farklı. Televizyoncu, gazeteci ve radyocu değil, seyircinin ta kendisi burada! Bu işe hem psikolojik hem de sosyolojik açıdan kısaca bakalım ve yeri geldiğinde şeytanın avukatlığını da yapalım.

Sosyal medyanın doğasında özgürlük ve paylaşım vardır. Facebook, twitter, instagram gibi farklı özelliklere sahip ancak benzer yapıdaki sosyal mecralardan paylaşım yapmak öncelikle insanın doğasında var. Merak ve anlık bilgi açlığı en büyük tetikleyiciler. Psikolojik olarak terör saldırıları sonrası haber almak ya da en kısa sürede bu haberleri yakınları ile paylaşmak insanlar için vazgeçilmez. Bundan ayrı olarak kendi kişisel görüşlerini paylaşmak ise özgürce kullanım hakkı olarak tüm yasakların karşısında olmalı; en azından bireysel olarak böyle düşünülmeli.

Sosyal medyanın doğal yapısı içinde yer alan kartopu etkisi ise sosyolojik açıdan bizleri ilgilendiriyor. Dikkat çeken bir paylaşım bir anda yüzbinlerce kişi tarafından paylaşılıyor. Sadece 1 gün içinde bir mesajın milyonlarca kişi tarafından görülebilme şansı var. Dünya tarihinde televizyon hariç hiçbir iletişim aracı bu güce sahip olmadı. Ancak buradaki sosyal farkındalık haberi yapan kişilerin bizzat seyircilerin kendileri olması yani özel bir kuruluş ya da devlet kanalı değil.

İşin özü her türlü kısıtlama, engelleme, internet yavaşlatma eylemi kitlesel olarak bir engellemeyi değil tam tersi bir nefret toplumu yaratmayı başarabilir. Bununla birlikte sosyal medyanın toplumsal kaos yaratma gücü de göz ardı edilmemelidir. Sosyal medya da kimin yönetiminde kimin elinde olursa olsun, iyilik ya da kötülük için kullanılabilecek çok önemli ya da tehlikeli bir araca dönüşme potansiyeline sahip. Ancak bir bireyin değil, kitlesel bir gücün elinde. Hem bir iletişim aracı olarak hem de kitlesel bir silah olarak.

Bu kapsamda devletin aldığı ya da alacağı önlemler elbette sorgulanabilir ancak salt yanlış olarak nitelendirilemez. Sosyal medya üzerinden tamamen samimi ve doğru paylaşımlar yapılabileceği gibi art niyet içeren kaos ortamına odun atmaya yönelik yangını alevlendirici paylaşımlarda yapılabilir. Burada insanları yanıltan en büyük yanlış paylaşımların arkadaşlarınız tarafından yapıldığı algısı. Aslında sizlerde bu paylaşımları arkadaşlarınız tarafından değil de, onlarında paylaşım alınan bir yerlerden gönderim yaptığını biliyorsunuz ancak algı dünyanız ne yazık ki bu şekilde çalışmıyor; asıl tehlikede burada.

Birçok konuda olduğu gibi buradaki en büyük eksikliğimiz de eğitimsizlik. Sosyal medyanın nasıl kullanılması gerektiğini öğretmemiz gerekiyor; denetleme ve kontrolün nasıl sağlanacağının eğitimini vermemiz gerekiyor. Bu konu sadece internet ve sosyal medya uzmanlarının değil, kitle iletişimi, psikoloji ve sosyoloji akademisyenlerini de ilgilendiren derin ve önemli bir konu. Zaman ilerledikçe teknolojinin hayatımıza çok daha fazla girdiğine şahit oluyoruz. Telefonlarımızda yüklü olan sosyal medya uygulamalarını deli gibi kullanıyoruz. Artık devletlerin, şirketlerin, sivil toplum kuruluşlarının, polislerin, hatta teroristlerin elinde o kadar büyük kitlesel bir araç var ki ve bizler bu aracın ne kadar büyük olduğunun hala farkında değiliz.

Sadece maksimum 1 dakika içinde 1 kişiyi, yüzbinlerce insanın lanet edeceği birine ya da tam tersi bir pop yıldızına dönüştürebilirsiniz. Bu kullanılan bilgilerin ya da paylaşımların doğru olup olmadığı ise ne yazık ki kimsenin umurunda değil. Çünkü dijital dünya anlık işler; kullanıcıların tüm gönderileri tek tek kontrol edecek ne zamanı ne de isteği var. Gönderi gelir, bakar ve yorumlarsınız; ardından diğer gönderiye geçersiniz. Sonuçları büyük olan ama alınan aksiyonların birey bazında küçük olduğu kitlesel olan bir araç.

Bizler dijital teknolojilerin bu kadar yoğun olarak kullanıldığı bir dünya da doğmadık ancak yeni jenerasyona bakın. Bizlerden oldukça farklı değil mi? Sizce birkaç yıl sonra dünyayı yönetecek olan bu yeni jenerasyonun tepkileri bizlerden ne kadar farklı olacak. Daha yoğun, daha dijital, daha acımasız. Artık şu soruyu kendimize sormanın zamanı sizce de gelmedi mi: kişisel özgürlükleri yok etmeden sosyal medya’yı nasıl kontrol altına alabiliriz? Sosyal medya için söylenen birkaç çocuğun vakit geçirdiği anlamsız ve önemsiz medya söylemlerinden sıyrılıp, ciddi ve gerçekçi adımlar atılabilecek yeni yapılandırmalara ihtiyacımız var. Artık korku ve endişelerimizle yüzleşmenin ve çözümler üretmenin zamanı gelmedi mi?

Umarım yıllar sonra vahlanmak yerine iyi ki bu planlamayı bu eğitim sistemlerini tüm gençlerimize öğretmişiz diyebiliriz. Daha güçlü toplumlar ancak daha güçlü beyinlerle olur, umarım sadece ülkemiz adına değil tüm dünya ülkeleri adına da yalnız güvenlik amaçlı değil aynı zamanda toplumsal gelişmeye de odaklanarak bu işi çözebilir ve başarabiliriz.

Tüketici İç Görüsü ile Data Kullanımı

16 Ekim 2018 / Mediacat – Büyük veri alanında metin verisi işlemek üzerine 2014 yılında şirketleşen Kimola’nın bu yılın Mayıs ayında 1 milyon TL yatırım alan Tüketici İçgörü Platformu’nun yeni müşterisi LG Türkiye oldu.

LG Türkiye Dijital Pazarlama Sorumlusu Erkan Terzi işbirliğini değerlendirdiği sözlerinde, “Değişen yüzyıl, değişen jenerasyonlar, bizlere teknolojinin nasıl daha iyi kullanılması gerektiği ile ilgili ipuçları veriyor. Büyük verinin önemini, kitlesel kullanımlar yerine hem doğru maliyetleme hem de satış hedeflerinizi artırmak adına daha hedefli müşteri segmantasyonları oluşturmak ve doğru müşteriye doğru tanıtımı yapmak için kullanmak zorundasınız. Bu hem markanız için hem de değer verdiğiniz müşterileriniz için önemli bir kırılım. Kimola gibi veri ayrımlarını hedefleyen, müşterilerin davranış analizlerine göre markalara kaliteli sistemleri hazırlayan yenilikçi oluşumlar, satışlarınızı artırma ve doğru tüketicileri hedefleme kapsamında sadece kendi markam adına değil, birçok marka adına da faydalı bir hizmet sunuyor. Genel olarak bireyselleştirmek adına değil ancak özellikle dijital teknolojilerin daha doğru kullanılarak, anlamlı sonuçlar alabileceğiniz tüm dijital yatırım ve sistemleri bu kapsamda destekliyorum. Bu alanda dijital teknoloji ne kadar iyi kullanılırsa marka adına da o kadar fazla fayda sağlanabileceğini düşünüyorum” dedi.

Kurulduğu günden bu yana Japan Tobacco International, Nike, Ipsos gibi kurum ve markalar için çalışan Kimola’nın Tüketici İçgörü Platformu; Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Kanada olmak üzere dört farklı ülkede tüketicilerin yaşam stilini anlamlı verilere dönüştürüyor ve markaların, tüketici profillemelerini yapay zekâyla saniyeler içinde almalarını, medya ve iletişim stratejilerini optimize etmelerini sağlıyor.

Her yerde paylaşmanın keyfine var!

2017 Global Creative Advertising BP Contest Winner – LG Minibeam projektör için 2 yeni film çektik. Özellikle her yerde kullanım sağlayabilen, 2,5 saatten batarya ile çalıştırılabilecek ve perde ya da duvar üzerine kısa mesafeden görüntü aktarabildiğimiz üstün özelliklere sahip bir monitör.

Elimizde bu özellikler olduğuna göre iyi ve kaliteli bir iş yapmanın zamanı gelmişti. Bu nedenle viral olabilecek video çalışmalarına yöneldik.

Senaryolarımızı alternatifleri ile hazırladık, kararımızı verdikten sonra prodüksiyon aşamasına geçtik. Seçmiş olduğunuz prodüksiyon ekibinin ve çalıştığınız ajansın yetenekleri oldukça önemli. Bence dijital işin doğal olması, TV reklam kalitesi bulundurmaması gerekiyor. Özellikle bu tür videolarda olumsuz tepki de almanız mümkün. Sonuçta sosyal medyanın doğasında var. Ancak beğeni ve olumlu yorumlar olumsuzlukların önüne geçtiği sürece önemi yok.

Bu tarz videolarda özellikle yayınlanan videolarda ki paylaşım sayısının büyük önemi var. Etkileşim oranı da videonuz ne kadar doğal olursa o kadar yüksek oluyor. Bu her 2 video da kullanıcılar tarafından oldukça beğenildi, umarım sizler de beğenirsiniz.

Önce emek veren tüm takım arkadaşlarıma ve samimiyetle etkileşim sağlayan kullanıcılara teşekkür ediyorum.

 

 

Youtube ile Global Başarı

27 Temmuz 2016 / Google-Youtube – Yapmış olduğumuz dijital çalışmalarda ilk ve kullanıcı dostu çalışmalar yapmak önceliğimiz; bununla birlikte marka değerine yaptığımız katkı ve satışlara yansıyan tüm dijital çalışmalar bizim için vazgeçilmez.

Google tarafından LG için yaptığımız Bumper Ads çalışması kazandığı başarı neticesinde Global Case Study olarak yayınlandı.

 

Kampanyanın amacı LG G5 erişim ve bilinirliğinin maksimum düzeye çıkarılmasıydı. Öncelikli hedef kitle belirlenerek TrueView video gösterimi kullanıcılara yapıldı. Toplanan veri havuzu ile ilgili dataya yaklaşık 6 saniyelik ikinci bir video gösterimi yapıldı.

İkinci reklam gösterimi ile reklam ve ürün bilinirliliği %26.2 artış gösterdi ve marka bilinirliği de %9.2 büyüme sağladı. Çarpıcı olan diğer bir başarı ise CPM maliyetlerini %30 daha düşük olmasıydı.

İlk gösterilen video:

 

İkinci gösterilen video: 

Thanks to Bumper Ads we were able to drive incremental Ad recall and Brand Awareness on our most engaged audience.

Erkan Terzi, LG Electronics Digital Marketing Executive

LG Türkiye, Maceraperest Akıllı Telefonu V10 İle Gençleri Hedefliyor

18 Şubat 2016 / Dijital Ajanslar – LG Electronics Türkiye yeni nesil akıllı telefonu V10’un tanıtımı kapsamında gençleri hedefleyen interaktif bir sosyal medya projesi yayınladı. Markanın bu başarılı projesinin hikayesini ve proje kapsamında hedeflerini LG Electronics Türkiye Dijital Pazarlama Yöneticisi Erkan Terzi’ye sorduk.

Akıllı telefon piyasasında gelişmiş kamera ve ses kayıt özellikli ürünleri ve dayanıklılık iddiası ile tanınan LG; yeni nesil akıllı telefonu V10’un tanıtım çalışmalarına, ürünü kadar iddialı kampanyaları ile devam ediyor.

LG’nin V serisi akıllı telefonlarının ilki olan V10; ikinci ekran, çift ön kamera ve manuel video modu gibi yeni özellikleri ile dikkat çekiyor.  Ürün, sosyal ağları yoğun olarak kullanan insanlara gerek kullanım gerekse de yaratıcılık açısından zengin bir multimedya deneyimi sağlarken; gelişmiş multimedya özellikleriyle kullanıcılara yaşadıkları anı ve kendi bakış açılarını yansıtabilecekleri eşsiz bir fırsat sunuyor.

Yeni nesil akıllı telefonunu “LG V10 ile kendin ol” sloganı ile duyuran marka, geçtiğimiz günlerde yayına aldığı interaktif gençlik kampanyası #V10suzOlmaz’la da bu iddiasını kanıtlamayı hedeflemiş. LG’nin bu başarılı projesini ve V10’un tanıtımı kapsamındaki hedeflerini LG Electronics Türkiye Dijital Pazarlama Yöneticisi Erkan Terzi’ye sorduk.

Öncelikle LG V10’dan bahsedelim. Akıllı telefon kullanıcılarının karşısına her gün farklı bir markanın yeni bir ürünü çıkıyor ve her ürünün kendine göre bir iddiası var. Peki V10’u diğer akıllı telefonlardan ayıran özellikler neler?

LG Electronics’in hedef kitlesine “Kendin Ol!” diyerek seslendiği LG V10; sahip olduğu Kesintisiz Kayıt Manuel Video Modu, 80˚ ve 120˚ geniş açılı çift ön kamera gibi yeni ve eşsiz özellikleriyle pazardaki diğer rakiplerinden ayrılıyor.

Günümüzde hayatımızın bir parçası haline gelen akıllı telefonlarda kullanıcı deneyimi oldukça önemli. LG de #V10suzOlmaz ile kullanıcı deneyimi konusunda başarılı bir projeyle karşımıza çıkıyor. Proje nasıl ortaya çıktı, hedefi nedir? Kampanyaya kullanıcılar nasıl dahil olabiliyor?

LG V10; sosyal ağları yoğun kullanan insanlara kullanım ve yaratıcılık açısından zengin bir multimedya deneyimi sağlamak için tasarlanırken aynı zamanda hayatlarına da profesyonel bir dokunuş katıyor gibi bir iddiamız var ve aslında #V10suzOlmaz projesi ile de bu iddiamızı kanıtlamayı hedefledik.

Adamlar, Neyse, Nilipek ve Son Feci Bisiklet gruplarıyla işbirliği yapılan projede; www.lgv10suzolmaz.com adresine giren gençler, bu 4 grup arasından sevdikleri grubun hangi şarkısına klip çekilmesini istiyorlarsa o şarkıya oy verdiler.  Oylama sonucunda en yüksek oy alan 4 şarkıya V10 ile klip çekildi. Sevdikleri grupların klibine kavuşan gençler LG V10’un görüntü kalitesine de şahit olmuş oldular. Biz de LG V10’un eşsiz özelliklerini göstererek bu iddiamızı kanıtlamış olduk.

#V10suzOlmaz kampanyasında yer alan alternatif müzik grupları nasıl seçildi? Bu konuda karar verme aşamasında Promoqube ile nasıl bir araştırma yaptınız? Değerlendirdiğiniz özel bir mecra oldu mu?

Promoqube ile birlikte Türkiye alternatif müzik sahnesinin sevilen isimlerini araştırdık ve birçok müzik grubunu inceledik ve bu projede, Adamlar, Neyse, Nilipek ve Son Feci Bisiklet ile ilerleme kararı aldık.

Projenin ilk müzik videosu Neyse grubunun “Aydınlık” isimli şarkısına çekilmiş. Videonun en önemli özelliği ise tamamen LG V10 telefonları kullanılarak çekilmiş olması. Müzik kliplerinde genellikle pahalı kamera ve cihazlar kullanılır. Akıllı telefonlarla çekilmiş bu profesyonel klip ile LG bir ilki gerçekleştirmiş görünüyor.

Projemizdeki tüm videoların en önemli özelliği tamamen LG V10 telefonları kullanılarak çekilmiş olmaları. Biz burada bir ilki gerçekleştirerek LG V10’un yeni ve eşsiz özelliklerini gösterirken ve bu konudaki iddiamızı da kanıtlamış olduk. Yönetmen Öykü Onur Tanyel, Son Feci Bisiklet’in Pazar ve Ertesi için çektiği ve siyah beyaz olan klipte LG V10’ un 60 kare çekim yapabilme özelliğinden faydalanılırken aynı zamanda tek plan tekniğini kullandı.

Videoya baktığımızda 4K izlenebilme seçeneğini görüyoruz. Bu LG V10’un özelliklerinden biri mi yoksa videolar yayına alınmadan farklı bir düzenleme yapıldı mı?

Videolarda herhangi bir düzenleme yapılmadı. Bu tamamen LG V10’un özelliklerinden birisi.

Peki kampanyaya gençlerin ilgisi ve geri bildirimleri nasıl? Projeye şuana kadar kaç kullanıcının katıldığını ve V10 satışlarının ne yönde etkilendiğini rakamlarla paylaşabilir misiniz?

Projemizin çıktısı olan videolarımız yayınlandıkça inanılmaz iyi tepkiler alıyor. İlk video iki günde 300 bin sınırını geçti, Son Feci Bisiklet için çekilen ikinci videomuz ise inanılmaz kısa bir sürede 100 bini aştı. Youtube sayfamızda videoların altında çok çok iyi tepkiler aldık. Müzik gruplarından onların da videolarını çekmemiz için teklifler bile almaya başladık. Sanıyorum bir projede hem proje kurgusu hem de içinde yer alan marka için bundan daha iyi bir geri dönüş olamaz.

Sosyal medyadan aldığınız geri bildirimler, V10’un dijital pazarlama stratejisini de etkiliyordur mutlaka. Bu doğrultuda V10’un tanıtımı için ileriki süreçte hayata geçireceğiniz projelerden de biraz bahseder misiniz?

LG V10 sosyal ağları yoğun kullanan insanlara kullanım ve yaratıcılık açısından zengin bir multimedya deneyimi sağlamak için tasarlanan bir telefon. Elbette pazarlama stratejisini oluştururken de dijitalin gücünü ve sosyal medyayı arkamıza alarak ilerliyoruz. Rahat bir şekilde devamlılık sağlayabileceğimiz bir kurgusu olan projeyi nasıl büyütebileceğimizi planlamaya başladık bile.

Dijitalin Yıldızları ile Dijital Alandaki en Önemli Gelişmeler!

6 Şubat 2016 / Marketing Türkiye – Dijital alanda yılın en önemli gelişmeleri nelerdi? En dikkat çeken dijital ajans hangisi oldu? Hangi mobil uygulama ve internet girişimi akılda kaldı? Dijital pazarlama sektörünün yakından tanıdığı 10 isme, dokuz ayrı kategoride sorular yönelttik ve Marketing Türkiye okurları için “2015’in Dijital Yıldızları”nı belirledik.

Dijital pazarlama her geçen gün daha popüler bir hale gelirken, dijital pazarlama stratejilerine yatırım da bu ölçekte artıyor. Zira, 2015, dijitalin yılı oldu desek yanlış olmaz. Rakamlarla destekleye- cek olursak, IAB Türkiye’nin verilerine göre 2014’ün ilk altı ayında 650 milyon TL olan dijital reklam yatırımları, 2015’in ilk altı ayında 789,3 milyon TL’ye ulaştı. Reklam pastasında gazete, dergi ve radyoya yapılan yatırımlar yerini dijitale bıraktı. Dönüşüme ayak uyduramayan markalar ve yatırımcılar ise sınıfta kaldı. Gelişimini 2015 yılı içerisinde büyük bir başarıyla sürdüren “Dijital Yıldızlar”ı, dijital pazarlamanın uzman isimleriyle konuştuk. Yıl içerisinde hangi dijital ajans öne çıktı, yerli yabancı hangi dijital kampanya göz doldurdu, yılın en önemli dijital gelişmesi neydi? Biz sorduk, İnternet Danışmanı Atıf Ünaldı, BERA Medya Grup CEO’su Alper Afşin Özdemir, Useful ve Promoqube Kurucu Ortağı Özgür Alaz, Dekatlon Buzz Yönetici Ortağı Vadi Efe, Wanda Dijital Yönetici Ortağı Burak Günsev, LG Dijital Pazarlama Yöneticisi Erkan Terzi, IAB Türkiye Pazarlama Yürütme Kurulu Başkanı ve MMA Türkiye Başkan Yardımcısı Rima Erdemir, Lowe İstanbul Dijital Bölüm Başkanı Onur Çakı, Voden Dijital Ajans Başkan Yardımcısı Taylan Eker ve Project House Yönetici Ortağı Cüneyt Devrim yanıtladı.

 

Z Jenerasyonu Tüketim Alışkanlıklarını Nasıl Etkileyecek!

14 Ocak 2016 / Marketing Türkiye – Dijital pazarlama çalışmalarından klasik pazarlama çalışmalarına kadar işin planlamasını ve stratejisini oluştururken en çok dikkate aldığımız konulardan biri de müşteri analizi. Şu an müşteri analizi yapılandırmalarında ne kadar doğru olup olmadığı tartışılır ancak bir X, Y, Z sınıflandırması yapıyoruz.

  • X kuşağı – 1965 – 1980
  • Y kuşağı – 1981 – 2000
  • Z kuşağı – 2001 – 2015

Şimdi her ülke için bu kuşak kavramının aynı olduğunu iddia edemeyiz; çünkü iletişimin entegre olarak ilerlemediği, kesikli olarak devam eden ve tüm gelişmelerin aynı şekilde yaşanmadığı farklı inanç, kültür, siyasi ve sosyolojik etkilenmelerden bahsediyoruz. Ancak tüm bu kuşaklar arasında birbirine en çok benzeyen ve bence en çok dikkat edilmesi gereken kuşak, Z kuşağı olacaktır. Özellikle mobil teknolojinin arttığı ve sınırların teknoloji ile ortadan kalktığı bir dünyada bu kuşağın etkisi beklenilenden çok daha fazla olacaktır.

Vietnam savaşı sona erdikten sonra özellikle Amerika merkezli olarak yeni bir proje başlatılmıştır: kontrol edilebilecek bir nesil yaratma planı, X nesli. Ancak plan zamanlama olarak yanlıştı ve X nesli projesi başarısızlıkla sonuçlandı. Çünkü küresel bir dünya daha kurulamamıştı. Bu nedenle 70’li yılların sonu ve 80’li yılların başlarında yeni bir nesil Y nesli planlamaya alındı. 4 ana konu üzerinde çalışmalar başlatıldı: iletişim, eğitim, teknoloji ve küreselleşme. Özellikle 2001 yılına kadar bu program aktif olarak devam ettirildi ve sonrası için iptal edildi. Ancak teknoloji bir program ya da planlamaya dahil olmadan Y neslini beslemeye ve büyütmeye devam etti, hatta yeni bir nesil olan Z neslini ortaya çıkardı.

Genel olarak bu 3 kuşak arasında benzerliklerin yanı sıra belirgin farklılıkların da olduğu iddia ediliyor. Bugüne kadar bu kuşak özelliklerine göre iş yaptınız mı bilemiyorum, eğer yaptıysanız lütfen benimle de paylaşın. Bana göre oldukça genel bir konu ve detaya inerek pazarlama stratejinizi bu özelliklere göre kurgulamak oldukça bilim kurgu geliyor. Ancak Z kuşağı benim için oldukça farklı olacak. Şu an cebinde parası olmayan yani kısaca ekonomik özgürlüğünü elde edememiş olan bu kuşak çok yakında tüm pazarlama kurallarını altüst edecek. 2000’li yıllarda üniversite de global köy kavramı çok popülerdi; dünya küçülüyor insanlar birbirine yaklaşıyordu. Sene 2015 ve teknolojik gelişmeler bu yakınlaşmayı oldukça hızlandırdı ve yaklaşık 5 sene sonra bu dünya kendi kurallarını işletmeye başlayacak.

Z kuşağını tüm bu diğer kuşaklara göre daha çok önemsiyorum çünkü sınırların kalktığı ve tüketicilerin tüm ülke vatandaşları kapsamında birbirine en çok benzediği kuşak bu Z kuşağı olacak. Dolayısı ile pazarlama stratejilerinizde artık elinizde herkesin kullandığı bir veri yer alıyor olacak. 1990’larda geleceği tahmin etmek çok da kolay değildi; elbet bugün için bu zorluk devam ediyor ancak eskiye göre çok daha kolay tahmin edilebilir bir dünya bizi bekliyor. Bu dünyayı doğru yorumlayan yöneticiler kazanacaklar; geride kalmak isteyenler ise sanırım X kuşağına doğru sürükleniyor olacaklar.

Z jenerasyonu bilgisayar ile dünyaya geldi; özellikle internetin ve hızlı bir bilgi çağının içinde büyümeye devam ettiler; ancak özellikle 2010 yılından sonra ki Z kuşağının daha aktif ve daha farklı bir düşünce yapısına sahip olacağına inanıyorum. Mobil teknolojide ki büyük değişim Z jenerasyonunun en aktif kitlesini ortaya çıkaracak. 3 yaşında elinde ipad ile ya da annesinin mobil telefonu ile oyun oynayan, fotoğraf galerisine girip fotoğraflara bakan, fotoğraf çeken, video çekim yapan, hatta rehberden seçim yaparak telefonla annesinin arkadaşlarını arayan bir Z kuşağı!

Bu kuşak genel olarak  kendini kişisel geliştirmeyi iyi biliyor; online kaynakları dersleri için kullanıyor; daha fazla gizlilik istiyor; çabuk tüketiyor; kendi şirketlerinin yöneticisi olmak istiyor; okul dışındaki %60’lık boş zamanlarının 3 saatten fazlasını bilgisayar başında geçiriyorlar. Dikkat süreleri yaklaşık 8 saniye; diğer kuşaklara göre daha kuzu olmak yerine daha lider-yönetici olmak peşindeler ve görsel dikkatleri çok daha yüksek.

Z kuşağı ile ilgili Marketo tarafından hazırlanan infografiği incelemenizi rica ediyorum. Bu grafiğe göre anahtar kelimeler: daha az metin daha fazla görsel, merak, tercih hakkı, interaktif canlı bir dünya, sosyal sorumluluk, gelişim yeteneklerini teşvik. Belki bugün değil ama çok yakında bu jenerasyon sizin en sağlam müşterileniz olacak.

Z_jenerasyonu

 

Coca-Cola’nın yeni pazarlama stratejisinin merkezinde!

19 Ocak 2016 / Marketing Türkiye – Bugün Paris’te düzenlenen basın tanıtımında Coca-Cola’nın 2016 için hazırladığı reklam kampanyası, Türkiye’deki adıyla “Tadını Çıkar”, anlatıldı.

Mutluluk temasını bırakan Coca-Cola, yeni jenerasyona uyum sağlayan, ‘Z kuşağına hitap eden’ bakış açısıyla kampanyalarına devam edecek.

2000’li yıllarda dünyaya gelen neslin reklam dünyasındaki yeri giderek artarken arık global markalar da bu durumu önemsiyor. Gençlere yönelik reklamlar hazırlamak için uzun süren araştırmalardan sonra yeni fikirler bulan markalar, Z kuşağını etkilemek için fazlasıyla temkinli davranıyor. Çok duygusal olmaları sebebiyle onları etkilemek için onların hislerine hitap etmenin yollarından biri de duygusal reklam filmleri.

Paylaşmak, dostluk, sevgi temaları üzerinden kampanya hazırlayarak Z kuşağının dikkatini çekmeyi hedefleyen markalardan biri de Coca-Cola oldu.

Hazırlanan reklam filmlerindeki müziklerin duygusallığı dikkat çekiyor.

Bugün Paris’te yapılan kampanya tanıtımında, Z kuşağına verilen önem konuşuldu ve yeni reklam filmleri izlendi. Coca-Cola’nin bugün Youtube’dan yayınladığı filmler tamamen genç neslin duygularına hitap etmeyi amaçlıyor.

Erkan Terzi, Marketingturkiye.com.tr için, Z kuşağıyla ilgili yazdığı makalede bu konudan şöyle bahsediyor: “Z kuşağını tüm bu diğer kuşaklara göre daha çok önemsiyorum çünkü sınırların kalktığı ve tüketicilerin tüm ülke vatandaşları kapsamında birbirine en çok benzediği kuşak bu Z kuşağı olacak. Dolayısı ile pazarlama stratejilerinizde artık elinizde herkesin kullandığı bir veri yer alıyor olacak. 1990’larda geleceği tahmin etmek çok da kolay değildi; elbet bugün için bu zorluk devam ediyor ancak eskiye göre çok daha kolay tahmin edilebilir bir dünya bizi bekliyor. Bu dünyayı doğru yorumlayan yöneticiler kazanacaklar; geride kalmak isteyenler ise sanırım X kuşağına doğru sürükleniyor olacaklar.”

Negatif Yorumlarla Başa Çıkmak

24 Ekim 2015 / Marketing Türkiye – Sosyal medyanın en önemli ve sevdiğimiz özelliklerinden birisi de ‘ağzı torba değil ki büzesin’ sözüne eşdeğer istediğin neredeyse(!) herşeyi özgürce yazabilmen. Tabi ki bu kural, biz dijital pazarlamacıları durum ve şartlara da bağlı olarak sıkıntıya sokabiliyor. Özellikle facebook, twitter ve instagram mecralarında müşterilerin ürünle ya da marka ile yaşamış oldukları sıkıntıları genel olarak ilk dile getirdikleri yer sosyal medya oluyor. Dijital mecralarda pozitif yorumlara karşı değiliz elbet hatta çok seviyoruz ancak olumsuz yorumlar biraz daha farklı bir strateji izlemenizi gerektiriyor.

Aptal bir marka iseniz(kimse yanlış anlamasın yapanlara da karşı değiliz) ilk yapacağınız şey müşterinin olumsuz yorumunu silmek olacaktır. Müşteri ısrar ederse yapacağınız şey onu yasaklayarak sosyal medya hesabınızdan çıkarmak! Eğer bu stratejiyi izliyorsanız, kesinlikle yanlış yoldasınız. İlk yapmanız gereken hemen bu stratejiyi bir kenara bırakmak! GetData tarafından yapılan araştırmaya göre dijital mecrada marka müşterilerinin %35’ten fazlası elde ettiği kötü deneyimleri arkadaşları ile paylaşıyor. Zincirleme reaksiyonu tahmin edersiniz yani 1 müşteri kaybınız aslında bununla sınırlı kalmıyor. Apple markasının en çok sevdiğim yönlerinden bir tanesi tek bir müşteri bile kaybetmemek için verdikleri çalışma örneği. 1997 yılında Apple markasının neredeyse iflas bayrağını çekeceğini hatırlayanlar bilir. O dönemde Wired dergisi Apple nasıl kurtulur diye bir makale yayınlamıştı. Ana başlıklardan bir tanesi ‘tek 1 müşteri bile kaybetme’ydi. Tüm markalar için geçerli olan bu kural; Apple için o gün dinlendi mi dinlenmedi mi bilemem ama bu kuralı uyguladığı kesin. Bugün iş dünyasında gösterilen doğru strateji de tek 1 müşterinin bile bizler için ne kadar önemli olduğunun bilincine varmak aslında; özellikle bu rekabetçi pazarda bu kurala çok daha ihtiyacımız var.

Peki ama olumsuz yorumlar için ne yapmalıyız; sizler için bir liste hazırladım. Bu listeye bazı eklemeler yapılabilir ancak ana hatları ile:

  • Problemi genel cümlelerle değil, doğrudan çözmeye çalışın; yanıt süresini daima kısa tutun
  • Unutmayın karşınızdaki sinirli bir müşteri; her zaman empati kurun
  • Otomatik mesajlar atmaktan kaçının; müşteriniz karşısında gerçek bir kimlik ister; bunu yaşatın
  • Kesinlikle markanızı koruma iç güdüsü ile müşteriye yaklaşmayın; unutmayın müşteriniz sadece çözüm istiyor
  • Çözüm ile birlikte müşterinin mutlu olmasını sağlayın
  • Müşteri desteği için daima yardıma hazır olduğunuzu hissettirin
  • Belli dönemlerde müşterilerinize en iyi desteği vermek için ne kadar çabaladığınızı belirtin
  • Daima kontrollü olun; müşterinin kontrolünü kaybettiği durumlarda müşteriyi genel açık yorum alanlarından özel görüşme alanlarına çekin
  • Ürün grubunuzda eğer düşük maliyetli, müşterinizi memnun edeceğine inandığınız ürünleriniz var ise hediye edin ancak bunu genel duyuru şeklinde kesinlikle yapmayın!
  • Her zaman müşterinize teşekkür edin
  • Kesinlikle müşteri mesajını silmeyin; gizlemeyin.
  • Müşterilerin bildirdikleri sorunların markanızı, projenizi, ürününüzü geliştirmek için bir fırsat olduğunu unutmayın; şirketin ilgili birimlerine aylık raporlar hazırlayın
  • Eğer müşteri memnuniyetini sağladı iseniz, artık bir marka elçisi yaratabilirsiniz
  • Sosyal medyanın gücünü hiçbir zaman küçümseyin!

Müşterinin ihtiyacını anlamak önceliğimiz olmalı; empati ise anahtar kelimemiz. Müşteri Hizmetlerinin ne kadar zorlu bir iş olduğunu az çok herkes bilir. Sosyal CRM’de bu işin en zorlu kısımlarından biri aslında. Doğrudan yorumu silmek, kullanıcıyı ban’lamak işin en kolay yolu ancak hem marka için hem de sosyal medya yönetimi için bu tarz bir davranış marka adına ölümcül olacaktır. Tabi ki bu hiçbir yorumu silmeyeceğiniz manasına da gelmez. Reklam içeriği, küfür, art niyet taşıyan yorumlar marka değerini zedelememek adına silinmelidir.

Sonuç olarak işin özü, kendinde yaşamak istemediğin hiçbir davranışı müşterine yaşatmamalısın. Tüm çalışmalarında dijital başta olmak üzere hem müşterinin hem de markanın duygularını bir kenara atmamalı, maksimum memnuniyeti hedef almalısınız. Müşterinin karşında anlamsız, soğuk bir marka imajı ile durmak yerine; samimi, içten ama bir o kadar da seviyeli bir sınırda yaklaşmalısınız. Bu çalışmaları yapmak elbet burada yazıldığı kadar kolay değil; bu alanda başarı için iyi bir planlama, iyi bir koordinasyon ve iyi bir ekibe ihtiyacınız var. En olumlu yorumlar, en iyi cevap ve sonuçlar sizlerle olsun!